Psikolojide Tamamlanmamış Konular ve Yaşanmamış Yüzleşmeler

Bazı yaşantılar vardır; acı verir ama zamanla yumuşar. Bazıları ise üzerinden yıllar geçmesine rağmen aynı ağırlıkla kalır. Terapide bunun sık görülen nedeni, yaşanan olaydan çok yaşanamayanın zihinde yer tutmasıdır. Tamamlanmamış konular ve yapılmamış yüzleşmeler, psikolojide açık kalan bir hesap gibi çalışır. Zihin, bitmeyeni geçmişe koyamaz; onu bugüne taşır.

Bir ilişki, ayrılık konuşması yapılmadan bittiğinde kişi yalnızca birini kaybetmez, aynı zamanda anlam duygusunu da kaybeder. “Ne oldu?” sorusu yanıtsız kaldığında zihin boşluğu kapatmak zorunda kalır ve çoğu zaman bu boşluk kendini suçlama ile dolar. Yas süreci başlayamaz; çünkü yas tutulacak net bir hikâye yoktur. Bu nedenle kişi, bitmiş bir ilişkiye değil, belirsizliğe takılı kalır.

Gelecek planları yapılmışken ani bir kopuş yaşandığında zorlayıcı olan şey sadece ilişkinin bitmesi değildir. Asıl sarsıcı olan, zihnin kurduğu zaman çizgisinin aniden çökmesidir. İnsan, geleceği tahmin edilebilir varsayarak güvende hisseder. Bu varsayım yıkıldığında, yalnızca o kişiye değil, ilişkilerin sürekliliğine dair genel bir güvensizlik oluşur. Bugünde yaşanan kaygı, çoğu zaman geçmişteki bu ani kopuşun yankısıdır.

Yüzleşme fırsatı olmadan kaybedilen bir ebeveyn ise bambaşka bir düzeyde zorlayıcıdır. Sevgiyle birlikte öfke, kırgınlık ve hayal kırıklığı da varsa ve bunlar ifade edilemeden kayıp yaşanmışsa, yas donakalır. Söylenemeyen sözler, içsel diyaloglar hâlinde zihinde dönmeye devam eder. Kayıp yaşanmıştır ama ilişki psikolojik olarak bitmemiştir. Bu durum, kişinin kendisiyle, otoriteyle ve yakınlıkla kurduğu ilişkileri derinden etkileyebilir.

Tamamlanmamış konuların zorlayıcı olmasının temel nedeni, zihnin belirsizliğe karşı düşük toleransıdır. İnsan zihni neden–sonuç ilişkisi kurmak ister. Bu mümkün olmadığında, eksik kalan parçayı sürekli tamamlamaya çalışır. Bu da tekrar eden düşünceler, yoğun duygusal tepkiler ve bugünkü ilişkilerde aşırı hassasiyet olarak kendini gösterir.

Bu tür yarım kalmışlıklar zamanla kendiliğinden geçmez; çünkü bunlar anı değil, işlenmemiş süreçlerdir. Terapide kişi çoğu zaman “neden bu kadar etkileniyorum” diye şaşırırken, aslında geçmişte kapanmamış bir döngü tetiklenmiştir. Aynı tür ilişkilerin tekrar etmesi, ani kopuşlara karşı aşırı tepkiler ya da yakınlıktan kaçınma, çoğu zaman bu eski açık hesapların izlerini taşır.

Terapide amaç geçmişte yaşananı düzeltmek değildir. Ama söylenemeyen sözler sembolik olarak ifade edilebilir, sorumluluk yeniden dağıtılabilir ve anlam boşlukları daha gerçekçi biçimde doldurulabilir. Bazı yüzleşmeler karşı tarafla yapılamaz; ama kişinin kendi iç dünyasında yapılabildiğinde, psikolojik olarak tamamlanma mümkün olur.

İnsanlar çoğu zaman yaşananlardan değil, yaşanamayanlardan zorlanır. Bitmeyen şey olayın kendisi değil, onun anlamsız kalmasıdır. Anlam yerine oturduğunda, geçmiş bugünü yönetmeyi bırakır. İyileşme her şeyin güzel bitmesiyle değil, olanın ve olmayanın yerli yerine oturmasıyla başlar.

Yazan: Berra Duru

Kaynaklar

Bowlby, J. (1980). Attachment and Loss

Boss, P. (1999). Ambiguous Loss

Perls, F. (1969). Gestalt Therapy Verbatim

Neimeyer, R. (2001). Meaning Reconstruction and Loss

Scroll to Top