
Ruhsal bozukluklar, Türkiye’de hem kentte hem de kırsalda yaygın olarak görülmektedir. Türkiye Ruh Sağlığı Profili Araştırması’na göre 18 yaş üzeri nüfusta herhangi bir ruhsal bozukluk görülme oranı %17,2’dir. Bu oran, yaklaşık her altı yetişkinden birinin psikiyatrik bir sorun yaşadığını göstermektedir (Erol, Kılıç & Ulusoy, 1998). Depresyon en yaygın tanılardan biri olup, Türkiye’de yaklaşık 3 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilmektedir (Bayrakçeken, 2023). Bipolar bozukluğun yaşam boyu görülme oranı %1,5–2,5 arasında, şizofreninin ise yaklaşık %0,4 düzeyindedir (Uğuz, 2020). Bu rakamlar, yüz binlerce bireyin ruhsal bozukluk ile yaşadığını göstermektedir.
Ancak özellikle kırsal alanlarda bu hastalıkların görünürlüğü oldukça düşüktür. Kültürel inançlar, düşük sağlık okuryazarlığı ve damgalanma korkusu nedeniyle birçok birey ruhsal belirtilerini gizlemekte, aileler ise bunu “ayıp” veya “utanç” olarak değerlendirmektedir. Köylerde ve küçük kasabalarda psikiyatrik belirtiler çoğu zaman “cin musallatı”, “büyü yapılmış” ya da “delilik” olarak adlandırılmakta, bireyler psikiyatrik destek yerine “hoca”, “ocak” veya “şifacı” gibi geleneksel uygulayıcılara yönlendirilmektedir (Karaaslan, 2024).
Bu durum, yalnızca tedaviye erişimi geciktirmekle kalmamakta; aynı zamanda ruhsal bozukluğu olan bireyin toplum içinde dışlanmasına, “mahallenin delisi” ya da “tuhaf” kişi olarak etiketlenmesine neden olmaktadır. Manisa kırsalında yapılan bir araştırmada, halkın %60’ından fazlası şizofreni tanısı almış bir birey ile aynı mahallede yaşamak istemediğini belirtmiştir (Özmen et al., 2002). Benzer biçimde, kırsal bölgelerde yaşayan ağır psikiyatrik hastaların önemli bir kısmı önce dini veya geleneksel tedavilere başvurmakta, psikiyatrik yardıma başvuru ortalama 2–5 yıl gecikmektedir (Gürsoy & Erbay, 2019).
Güneydoğu Anadolu’da yapılan bir çalışmada ise tarım işçisi nüfusun %31,5’inde depresyon veya anksiyete belirtileri saptanmıştır; kadınlarda bu oran erkeklere kıyasla anlamlı derecede yüksektir (Yıldırım et al., 2017). Bununla birlikte, bu bireylerin yalnızca küçük bir bölümü ruh sağlığı profesyoneline başvurduğunu ifade etmiştir. Bu durum, psikolojik hastalıkların köy yaşamında hâlâ bir “ayıp” ve “utanç” konusu olarak algılandığını göstermektedir.
Sonuç olarak, Türkiye’de ruhsal bozukluklar klinik olarak yaygın olsalar da kırsal kesimde damgalanma, geleneksel inanışlar ve tedaviye erişim kısıtlılıkları nedeniyle görünmez hâle gelmektedir. Ruhsal bozukluğu olan bireyler, çoğu zaman etiketlenerek toplumun dışında bırakılmakta, aileleri tarafından saklanmakta ve profesyonel yardım alma süreçleri gecikmektedir. Ruh sağlığı politikalarının, özellikle kırsal bölgelerde toplum temelli bilinçlendirme ve erken müdahale programlarını güçlendirmesi bu nedenle büyük önem taşımaktadır.
Yazan: Berra Duru
Kaynaklar
- Bayrakçeken, E. (2023). Psychological Help-Seeking Status for Living with Mental Disorders in Türkiye.
- Erol, N., Kılıç, C., & Ulusoy, M. (1998). Türkiye Ruh Sağlığı Profili Araştırması. T.C. Sağlık Bakanlığı Yayınları.
- Gürsoy, S., & Erbay, E. (2019). Rural mental health and traditional help-seeking behaviors in Turkey. Journal of Psychiatric Nursing, 10(3), 203–210.
- Karaaslan, K. Ç. (2024). Factors affecting seeking psychological and psychiatric support. Turkish Journal of Psychology.
- Özmen, E., et al. (2002). Public attitudes toward schizophrenia in rural Turkey. Social Psychiatry and Psychiatric Epidemiology, 37(8), 431–436.
- Uğuz, Ş. (2020). Türkiye’de bipolar ve şizofreni bozukluklarının epidemiyolojisi. Psikiyatri Güncel, 2(1), 14–21.
- Yıldırım, D., Şimşek, N., & Öztürk, A. (2017). Depression and anxiety prevalence among agricultural workers in Southeastern Turkey. Community Mental Health Journal, 53(5), 525–533.
