Yazı: Senanur Boran Editör: Bahar Özbek
Gençlerde artan kaygı ve depresyon oranları son yıllarda hem akademik alanyazında hem de gündelik yaşamda sıkça tartışılan bir konu hâline gelmiştir. Özellikle Türkiye gibi sınav odaklı eğitim sistemine sahip ve genç işsizliğinin görece yüksek olduğu ülkelerde bu durum daha görünür bir hâl almaktadır. Yükseköğretime geçiş sürecini belirleyen YKS gibi sınavlar, gençlerin yalnızca akademik değil aynı zamanda ruhsal durumunu da derinden etkilemektedir. Bu sınavın yarattığı yoğun rekabet, belirsizlik ve “geleceğin tek bir sınava bağlı olduğu” algısı, genç bireylerde kaygıyı tetikleyen önemli faktörlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
YKS sürecine hazırlanan öğrenciler, uzun süreli bir performans baskısı altında kalmakta ve bu süreç çoğu zaman tükenmişlik, yetersizlik hissi ve başarısızlık korkusu ile iç içe geçmektedir. Bu durum yalnızca sınav anıyla sınırlı kalmaz; sınav sonrası süreçte de “iyi bir üniversite kazanamazsam ne olur?” düşüncesi yerini “mezun olunca iş bulabilecek miyim?” düşüncesi bırakır. Bu noktada eğitim sistemi ile iş gücü piyasası arasındaki kopukluk, psikolojik sorunların derinleşmesine zemin hazırlamaktadır. Araştırmalar, genç işsizliğinin yalnızca ekonomik bir sorun olmadığını, aynı zamanda ciddi psikolojik sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. İşsizlik bireyin ekonomik bağımsızlık kazanamaması, sosyal statü elde edememesi ve geleceğe dair belirsizlik yaşaması nedeniyle kaygı ve depresyon riskini artırmaktadır. Özellikle gençler, iş gücü piyasasına ilk kez girmeleri ve deneyim eksikliği gibi nedenlerle daha kırılgan bir grup olarak öne çıkmaktadır. Bu durum onların umutsuzluk, değersizlik ve yoğun gelecek kaygısı yaşamalarına neden olabilmektedir.
Benzer şekilde, birçok çalışma işsizlik ile depresyon ve kaygı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. İş sahibi olmanın yalnızca maddi değil, aynı zamanda psikolojik bir ihtiyaç olduğu; bu ihtiyacın karşılanmaması durumunda bireylerde hayal kırıklığının ve ruhsal sorunların ortaya çıktığı belirtilmektedir. Eğitimli gençler arasında işsizliğin yaygınlaşması ise bu tabloyu daha da ağırlaştırmakta, bireylerde düşük özsaygı, çaresizlik ve sosyal ilişkilerde bozulma gibi sonuçlara yol açmaktadır.
Üniversite öğrencileri üzerinde yapılan araştırmalar da bu bağlantıyı destekler niteliktedir. Özellikle son sınıf öğrencilerinde işsizlik kaygısının arttığı ve bu kaygının depresyon, anksiyete ve diğer psikolojik semptomlarla pozitif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Hatta bazı bulgular, öğrencilerin sınıf düzeyi yükseldikçe hem işsizlik kaygılarının hem de depresyon düzeylerinin arttığını göstermektedir. Bu durum, YKS ile başlayan stresin aslında üniversite boyunca devam ettiğini ve mezuniyet sürecinde zirveye ulaştığını düşündürmektedir. YKS ve işsizlik arasındaki ilişki, gençlerin zihninde doğrusal bir gelecek algısı yaratmaktadır: “İyi bir üniversite = iyi bir iş = iyi bir hayat.” Ancak gerçek hayat çoğu zaman bu kadar deterministik değildir. Bu beklenti ile gerçeklik arasındaki fark büyüdükçe, gençlerde bilişsel çarpıtmalar (felaketleştirme, aşırı genelleme gibi) artmakta ve bu da depresif belirtileri beslemektedir. Özellikle sosyal medyada başarı hikâyelerinin öne çıkması, bireylerin kendilerini yetersiz hissetmelerine ve kıyaslama davranışlarının artmasına neden olmaktadır.
Bu noktada önemli olan, gençlerin yaşadığı kaygının yalnızca bireysel bir zayıflık değil, yapısal bir sorunun yansıması olduğunu kabul etmektir. Eğitim sistemi, iş gücü piyasası ve toplumsal beklentiler arasındaki uyumsuzluk, gençleri kronik bir belirsizlik içinde bırakmaktadır. Bu belirsizlik, psikolojik dayanıklılığı zayıflatmakta ve depresyon riskini artırmaktadır.
Sonuç olarak, gençlerde artan kaygı ve depresyon oranlarını yalnızca bireysel faktörlerle açıklamak yetersiz kalır. YKS’nin yarattığı akademik baskı ve işsizlik korkusunun oluşturduğu ekonomik belirsizlik, birbirini besleyen iki temel stres kaynağıdır. Bu nedenle çözüm de yalnızca bireysel terapi ya da motivasyonel yaklaşımlarla sınırlı olmamalı; eğitim politikalarından istihdam stratejilerine kadar daha bütüncül bir perspektif gerektirmektedir. Gençlerin yalnızca “başarılı bireyler” değil, aynı zamanda psikolojik olarak sağlıklı bireyler olarak yetişmesi için sistemsel düzenlemeler kaçınılmazdır.
Kaynakça
Aslan, B. Y. (2015). Üniversite öğrencileri arasında kaygı ve umutsuzluk.
Kıcır, B. (2017). Eğitimli genç işsizliği üzerinden işsizlik kaygısına bir bakış.
Medipol Üniversitesi (2025). Gençlerde işsizlik ve ekonomik belirsizlik: Kaygının psikolojik yansımaları.
SGK (2022). İktisadi ve idari bilimler fakültesi öğrencilerinin işsizlik kaygısı: Demografik faktörler ve psikolojik semptomlar açısından bir inceleme.
Yılmaz, F. N. (2019). Üniversite son sınıf öğrencilerinin kaygı düzeyleri ile benlik saygısı arasındaki ilişki.
Zaim Üniversitesi (2023). İşsizlik kaygısı ve depresyon ilişkisi üzerine araştırma.
