YAZAR: SENANUR BORAN EDİTÖR: BAHAR ÖZBEK
Üniversite dönemi, bireyin hayatında önemli bir geçiş ve gelişim süreci olarak görülür. Bu yıllarda genç yetişkinler hem akademik sorumluluklarla baş etmeye hem de sosyal ilişkilerini ve gelecek planlarını şekillendirmeye çalışır. Tüm bu çabalar zamanla ciddi ruhsal zorlanmalara yol açabilir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, üniversite öğrencilerinin ruh sağlığının dünya genelinde giderek daha fazla baskı altında kaldığını ve bu durumun bireysel bir sorun olmaktan çıkarak önemli bir halk sağlığı meselesine dönüştüğünü ortaya koymaktadır.
Uluslararası alanda yürütülen sistematik derleme ve çalışmalar, üniversite öğrencileri arasında depresyon ve kaygı belirtilerinin yaygınlığının dikkat çekici boyutlara ulaştığını göstermektedir. Deng ve arkadaşlarının 2022 yılında gerçekleştirdiği kapsamlı araştırma, üniversite öğrencilerinin ruh sağlığına dair düşündürücü bir tablo sunmaktadır. Bulgulara göre öğrencilerin %30’undan fazlası depresyon belirtileri yaşamakta, kaygı belirtileri ise neredeyse her üç öğrenciden birini etkilemektedir. Bu oranlar, üniversite yıllarının her ne kadar “en güzel zamanlar” olarak anılsa da, birçok genç için duygusal açıdan oldukça zorlayıcı geçtiğine işaret etmektedir. Bu bulgulara göre üniversite öğrencileri, genel toplumla karşılaştırıldığında ruhsal açıdan daha kırılgan ve desteğe daha fazla ihtiyaç duyan bir grubu oluşturmaktadır.
Türkiye’de yürütülen çalışmalar da üniversite öğrencilerinin ruh sağlığına ilişkin benzer bir durumu gözler önüne sermektedir. Bayram ve Bilgel’in üniversite öğrencileriyle yürüttüğü araştırmada, öğrencilerin önemli bir bölümünde orta ya da yüksek düzeyde stres, kaygı ve depresyon belirtilerine rastlanmıştır. Daha güncel araştırmalar ise akademik beklentilerin, ekonomik kaygıların ve mezuniyet sonrası belirsizliklerin öğrenciler üzerinde ruhsal dayanıklılığı zorlayan bir etki yarattığını ortaya koymaktadır. Özellikle sınav dönemleri ve mezuniyet süreci, ruhsal belirtilerin yoğunlaştığı kritik zaman aralıkları olarak öne çıkmaktadır.
Araştırmalar stres, kaygı ve depresyonun çoğu zaman birbirinden bağımsız ilerlemediğini; aksine birbirini besleyen bir döngü içinde şekillendiğini göstermektedir. Akademik yük arttıkça öğrenciler kendilerini daha gergin hissedebilmekte, bu gerginlik zamanla kaygıya dönüşebilmektedir. Uzun süreli kaygı ise motivasyon kaybının ve umutsuzluk gibi depresif duyguların ortaya çıkma olasılığını artırmaktadır. Eisenberg ve arkadaşlarının çalışması, akademik stresi yüksek olan öğrencilerin psikolojik desteğe daha fazla ihtiyaç duyduğunu, ancak buna rağmen destek alma oranlarının düşük kaldığını vurgulamaktadır. Bu durum, ruhsal zorlukların çoğu zaman fark edilmeden derinleştiğine işaret etmektedir.
Üniversite öğrencilerinin ruh sağlığını etkileyen diğer önemli unsurlar yalnızlık hissi ve sosyal destek eksikliğidir. Araştırmalar, kendini yalnız hisseden öğrencilerin kaygı ve depresyon belirtilerini daha yoğun yaşadığını ortaya koymaktadır. Özellikle üniversiteye yeni başlayan öğrencilerde sosyal uyum sürecinin zorluğu, aidiyet duygusunun henüz gelişmemiş olmasıyla birleştiğinde psikolojik kırılganlığı artırmaktadır. Buna karşılık, güçlü sosyal bağlara sahip olan öğrencilerin stresle daha etkili başa çıktığı ve duygusal dayanıklılıklarının daha yüksek olduğu görülmektedir.
Araştırmaların dikkat çektiği bir diğer nokta, üniversite öğrencilerinin ruh sağlığı hizmetlerinden yeterince yararlanamamasıdır. Pek çok öğrenci kaygı, stres ya da depresyon belirtileri yaşamasına rağmen profesyonel destek arayışına yönelmemektedir. Damgalanma korkusu, yardım istemenin zayıflık olarak algılanması ve ruh sağlığı hizmetleri hakkında yeterli bilgiye sahip olunmaması bu durumu besleyen başlıca etkenler arasında yer almaktadır. Türkiye’de yapılan bir çalışma, üniversite öğrencilerinin ruh sağlığı okuryazarlığının orta düzeyde kaldığını ve bunun yardım arama davranışlarını sınırladığını ortaya koymaktadır.
Araştırmalar, üniversite ortamında uygulanan koruyucu ve önleyici girişimlerin öğrencilerin ruh sağlığı üzerinde olumlu sonuçlar bıraktığını göstermektedir. Kampüs içinde erişilebilir psikolojik danışmanlık hizmetleri, ruh sağlığına yönelik farkındalık çalışmaları, stresle başa çıkma becerilerini geliştiren eğitimler ve sosyal bağları güçlendiren etkinlikler bu alanda öne çıkan uygulamalar arasında yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü de üniversitelerin yalnızca akademik başarıyı merkeze alan yapılar olmaktan çıkarak, öğrencilerin psikososyal ihtiyaçlarını da gözeten daha kapsayıcı politikalar geliştirmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Çünkü öğrencilerin kendilerini iyi hissettikleri bir ortam, öğrenme ve gelişim sürecini de doğrudan desteklemektedir.
Tüm bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, üniversite öğrencilerinin ruh sağlığının hem dünyada hem de Türkiye’de ciddi biçimde risk altında bulunduğu açıkça görülmektedir. Depresyon, kaygı, stres ve yalnızlık gibi sorunlar üniversite yıllarında yaygın biçimde yaşanmakta ve bu durum öğrencilerin akademik performansını, sosyal ilişkilerini ve genel yaşam doyumunu doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle üniversite öğrencilerinin ruh sağlığı, yalnızca bireysel dayanıklılıkla açıklanamayacak; bilimsel veriler ışığında ele alınması gereken temel bir eğitim ve sağlık politikası alanı olarak önemini koruyacaktır.
Kaynakça:
1- Bayram, N., ve Bilgel, N. (2008). The prevalence and socio-demographic correlations of depression, anxiety and stress among a group of university students. Social Psychiatry and Psychiatric Epidemiology, 43(8), 667–672.
2- Deng, J., ve ark. (2022). Prevalence of depression and anxiety symptoms among college students: A systematic review and meta-analysis. Journal of Affective Disorders.
3- Eisenberg, D., Hunt, J., ve Speer, N. (2013). Mental health in American colleges and universities. Journal of Nervous and Mental Disease, 201(1), 60–67.
4- World Health Organization. (2022). Mental health of adolescents and young adults.
5- Öztaş, B. ve ark. (2022). Üniversite öğrencilerinde ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyi. TOGÜ Sağlık Bilimleri Dergisi.
6-Beiter, R., ve ark. (2015). The prevalence and correlates of depression, anxiety, and stress in a sample of college students. Journal of Affective Disorders, 173, 90–96.
7-Lee, R. M., ve Robbins, S. B. (1998). The relationship between social connectedness and anxiety, self-esteem, and social identity. Journal of Counseling Psychology, 45(3), 338–345.
