Sosyoekonomik Düzeyin Ruh Sağlığına Etkisi

Yazar: Senanur Boran Editör: Bahar Özbek

Sosyoekonomik düzey bireylerin gelir, eğitim, meslek ve yaşam koşulları gibi unsurların birleşmesiyle oluşan toplumsal konumlarını ifade eder. Sosyoekonomik düzeyi şekillendiren en önemli faktör aile geliridir. Aile geliri, bireylere sunulan eğitim ve sosyal kaynakların miktarını belirlerken yalnızca maddi değil, psikolojik ve duygusal iyi oluş üzerinde de etkili olmaktadır. Yeterli ekonomik güce sahip ebeveynler, çocuklarının potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri için gerekli araçları ve desteği sağlayabilir, bu da hem akademik hem de ruhsal gelişim açısından faydalıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre sağlığın sosyal belirleyicileri, insanların doğup büyüdükleri, yaşadıkları, çalıştıkları ve yaşlandıkları koşullar ile güç, para ve kaynaklara erişim düzeylerini kapsar. Bu faktörler, toplumlar içindeki ve toplumlar arasındaki sağlık eşitsizliklerinin temel nedenlerindendir. Sosyoekonomik durum ne kadar düşükse, sağlık o kadar kötü olma eğilimindedir. Kaliteli konut, eğitim, iş ve sosyal korumaya erişimi sınırlı olan bireylerde hastalık ve ölüm riski daha yüksektir.

Bu konuyla ilgili önemli iki yaklaşımla karşılaşırız:

a) Sosyal Nedensellik Hipotezi

Bu yaklaşıma göre yoksulluk hastalık yaratır. Düşük gelir, işsizlik ve finansal belirsizlik gibi faktörler bireyde kronik stres yaratır, psikolojik dayanıklılığı azaltır ve depresyon, kaygıya da madde kullanımı gibi ruhsal bozukluklara yol açar. Ayrıca düşük gelirli bireylerin ruh sağlığı hizmetlerine erişiminin kısıtlı olması, mevcut sorunların büyümesine neden olur.

b) Sosyal Seçilim (Sosyal Sürüklenme) Hipotezi

Bu yaklaşım, tersine bir ilişkiyi vurgular: Ruhsal bozukluklar bireyin sosyoekonomik konumunu düşürür. Örneğin depresyon ya da şizofreni gibi bozukluklar bireyin eğitimini sürdürmesini, işini korumasını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyerek gelir kaybına yol açar. Böylece kişi sosyal merdivende inişe geçer.

Günümüzde sosyoekonomik eşitsizlikler yalnızca yaşam standartlarını değil, ruh sağlığını da derinden etkilemektedir. Reiss ve arkadaşlarının yürüttüğü bir araştırma, düşük sosyoekonomik düzeye sahip çocuklar ve ergenlerin daha fazla stresli yaşam olayı yaşadığını ve ruh sağlığı sorunları geliştirme risklerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Yani gelir düzeyindeki farklılıklar yalnızca maddi koşulları değil, çocukların duygusal dayanıklılığını da etkileyebilmektedir. Bu bulgular, sosyoekonomik eşitsizliklerin azaltılmasının ve ebeveyn eğitimine yönelik destekleyici müdahalelerin önemini vurgulamaktadır. Çünkü ebeveynlerin eğitim düzeyinin artması, çocukların stresle baş etme becerilerini ve ruhsal iyi oluşlarını da artırmaktadır. Benzer şekilde Chan ve arkadaşlarının yaptığı sistematik bir derleme, ekonomik kaygılar ve maddi zorlukların depresyon ve kaygı belirtilerini anlamlı şekilde açıklayan değişkenler olduğunu göstermiştir. Kısacası, ekonomik sıkıntılar sadece cebimizi değil, zihin sağlığımızı da etkilemektedir. Toplumun her kesiminde ruh sağlığını korumak istiyorsak, ekonomik eşitsizlikleri azaltmak ve aileleri destekleyen sosyal politikaları güçlendirmek büyük önem taşımaktadır.

3)Dünya genelinde 10–19 yaş aralığındaki her yedi gençten biri ruhsal bir rahatsızlık yaşamaktadır. Ergenlerde hastalıkların ve engelliliğin önde gelen nedenleri arasında depresyon, kaygı ve davranış bozuklukları yer alır.

Günlük yaşamda çoğu zaman fark etmesek de, içinde bulunduğumuz sosyoekonomik koşullar ruh sağlığımızı derinden etkilemektedir. Yapılan araştırmalar, ekonomik durum ve toplumsal konumun, genetik faktörlerden ya da sağlık hizmetine erişimden bile daha güçlü bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.

Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, işsizlik, madde kullanımı, beslenme biçimi, beyin hasarı ve çocuklukta yaşanan istismar gibi etmenler de ruhsal bozukluklar açısından önemli risk faktörleri arasında yer almaktadır.

Sınıf temelli araştırmalar ise düşük sosyoekonomik düzeye sahip bireylerde depresyonun daha yaygın olduğunu ortaya koymaktadır. Yoksulluk, gelir eşitsizliği ve geçim sıkıntısı; stres düzeyini artırarak hem iş hem de aile yaşamında sorunlara yol açabilmekte ve bu durum özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireylerde daha sık görülmektedir.

4)Ruhsal bozuklukların nedenleri çoğu zaman yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal faktörlerle de yakından ilişkilidir. İlgün ve arkadaşlarının yaptığı araştırma, düşük eğitim düzeyine sahip bireylerin daha fazla işsizlik, alkol ve madde kullanımı oranlarına sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgu, eğitim düzeyinin yalnızca mesleki fırsatları değil, aynı zamanda ruhsal ve davranışsal sağlığı da doğrudan etkilediğini göstermiştir. Eğitim seviyesi düştükçe stresle başa çıkma yolları zayıflayabilmekte ve bireyler riskli davranışlara daha açık hale gelmektedir. Öte yandan, Karatay ve Kubilay’ın çalışması dikkat çekici bir farkı ortaya koymuştur: yüksek sosyoekonomik düzeye sahip bireylerde alkol ve madde kullanımının daha fazla olduğu gözlenmiştir. Bu durum, toplumun farklı kesimlerinde madde kullanımının farklı anlamlar taşıyabileceğini düşündürmektedir. Özellikle daha yüksek gelir düzeyine sahip gruplarda, alkol ve bazı maddelerin kullanımı sosyal ortamlarda daha kabul gören bir davranış olabilmektedir.

Tüm bu bulgular, eğitim ve sosyoekonomik düzeyin yalnızca yaşam kalitesini değil, ruh sağlığı üzerindeki davranış kalıplarını da şekillendirdiğini bir kez daha göstermiştir.

 Bu nedenle ruhsal ve davranışsal bozuklukların önlenmesi ve tedavisinde yalnızca bireysel düzeyde değil, toplumsal ve ekonomik düzeyde müdahaleler gereklidir. Eğitim seviyesinin artırılması, işsizlik oranlarının azaltılması, kentsel yaşam stresini hafifletecek politikaların geliştirilmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının (spor, dengeli beslenme, sigarayı bırakma) teşvik edilmesi bu bağlamda büyük önem taşır.

Sosyoekonomik eşitsizliklerin azaltılması, ruh sağlığını korumaya yönelik en temel halk sağlığı stratejilerinden biridir.

Kaynakça

    Almeida-Filho, N., et al. (2004). Social class and mental disorders.

    Belek, İ. (1999). Toplumsal sınıf ve sağlık ilişkisi.

    Chan, J. K., et al. (2024). A systematic review on the relationship between socioeconomic conditions and emotional disorder symptoms during Covid-19. BMC Psychology, 12, 237.

     Conger, R. D., & Dogan, S. J. (2007). Social class and socialization in families. In J. E. Grusec & P. D. Hastings (Eds.), Handbook of Socialization (pp. 433–456). Guilford Press.

      Dohrenwend, B. P. (1990). Socioeconomic status and psychiatric disorders. Social Science & Medicine, 31(12), 1435–1444.

      Karatay, G., & Kubilay, G. (2004). Ergenlerde alkol kullanımı ve sosyoekonomik düzey.

      Link, B. G., et al. (1993). Social class and mental illness reconsidered.

      Lorant, V., et al. (2003). Socioeconomic inequalities in depression: A meta-analysis.

     Mrazek, P. J., & Haggerty, R. J. (1994). Reducing risks for mental disorders.

     Muntaner, C., Lynch, J. W., & Smith, G. D. (2004). Social capital, social epidemiology, and the social construction of risk. International Journal of Epidemiology, 33(4), 693–702.

      Reiss, F., et al. (2019). Socioeconomic status, stressful life situations and mental health problems in children and adolescents. PLoS ONE, 14(3), e0213700.

     Wang, J., & Geng, L. (2019). Socioeconomic status and mental health: Lifestyle as a mediator.

     World Health Organization. (n.d.). Social determinants of health.

     World Health Organization. (2025). Mental health of adolescents.

Scroll to Top