YAZAR: İlayda Toklu
EDİTÖR: Bahar Özbek
Kadına yönelik şiddet, insanlık tarihi kadar eski bir olgu olmasına rağmen günümüzde de farklı biçimlerde varlığını sürdürmektedir. Şiddet yalnızca fiziksel zarar verme davranışı değil; psikolojik, cinsel ve ekonomik boyutlarıyla da kadının yaşamını kuşatan çok yönlü bir travma kaynağıdır. Üç farklı çalışmanın bulgularına göre, şiddete maruz kalan kadınlarda ruhsal bozulmaların yaygın olduğu, bunun bireysel ve toplumsal düzeyde ciddi sonuçlara yol açtığı görülmektedir.
Almiş ve arkadaşlarının çalışmalarında belirttiği üzere aile içi şiddet, kadının ruhsal sağlığını bozmakta; depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi ruhsal rahatsızlıkların gelişmesine neden olmaktadır. Kadınların yaşam kalitesi azalmakta, sosyal ilişkilerinde ve işlevselliklerinde bozulmalar görülmektedir. Şiddete maruz kalan kadınlar sıklıkla umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk duyguları ve düşük özsaygı deneyimlemektedir. Ayrıca, şiddete tanık olan çocuklarda davranışsal ve duygusal bozulmalar ortaya çıkmakta, ilerleyen dönemlerde şiddeti içselleştirme eğilimleri artmaktadır. Bu durum, şiddetin nesiller arası aktarımını besleyen bir kısır döngü yaratmaktadır.
Kriz Dergisi’nde yayımlanan makalede kadına yönelik şiddetin yalnızca fiziksel bir saldırı değil, ruhsal bir kriz durumu olduğu vurgulanmıştır. Şiddet sonucu kadınlarda anksiyete, depresyon, intihar girişimleri ve travmatik stres belirtileri sık görülmekte; aynı zamanda çocukların psikolojik gelişimi de olumsuz etkilenmektedir. Yazar, bu kadınların profesyonel psikolojik desteğe ihtiyaç duyduklarını ve kriz merkezlerinin (sığınma evlerinin) bu noktada hayati rol oynadığını belirtmektedir. Bu merkezlerde kadınlara yalnızca psikolojik değil, sosyal ve hukuki destek de sunulmakta; böylece travmanın etkileri azaltılmaya çalışılmaktadır.
Yüksel Şahin ve Çanakçı ise çalışan kadınlar arasında yaptıkları araştırmada, eşinden şiddet gören kadınların daha düşük düzeyde psikolojik, duygusal ve sosyal iyi oluş sergilediklerini ortaya koymuştur. Şiddete maruz kalan kadınlarda özsaygı, öz yeterlilik ve yaşam amaçlarında düşüş ile içsel kontrol duygusunda azalma görülmektedir. Ayrıca geleneksel toplumsal cinsiyet rolleriyle yetişmiş kadınların şiddeti kabullenme eğiliminde oldukları, bunun da ruhsal bozulmaları derinleştirdiği saptanmıştır. Kadınların ekonomik özgürlük ve eğitim düzeyinin artması, eşitlikçi toplumsal cinsiyet rolleriyle büyümeleri ruh sağlıklarını koruyucu bir etken olarak değerlendirilmiştir.
Üç çalışmanın ortak bulguları, kadına yönelik şiddetin bireyin ruh sağlığı üzerinde travmatik bir etkiye sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Şiddet, yalnızca bireysel bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir sağlık problemidir. Kadınların şiddetten korunmaları ve ruhsal iyilik hallerinin yeniden tesis edilmesi için psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, farkındalık çalışmalarının artırılması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Kaynakça
Almiş, B. H., Gümüştaş, F., & Koyuncu Kütük, E. (2020). Kadına yönelik aile içi şiddetin kadın ve çocukların ruh sağlığına etkileri. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 12(2), 232–242.
Yüksel Şahin, F., & Çanakçı, E. (2022). Eşinden şiddet gören ve görmeyen çalışan kadınların çok yönlü eylemli kişilik özelliklerinin, ruh sağlığı sürekliliklerinin ve toplumsal cinsiyet rollerinin incelenmesi. IBAD Sosyal Bilimler Dergisi, (12), 374–396.
Kriz Dergisi. (1994). Ruh sağlığı sorunu olarak şiddet. Kriz Dergisi, 2(2), 273–276.
