Ruh Sağlığının İnsan Hakkı Olarak Kabul Edilmesi

YAZAR: İlayda TOKLU

EDİTÖR: Bahar ÖZBEK

Ruh sağlığının bir insan hakkı olarak kabul edilmesi, modern insan hakları anlayışının dönüştürücü adımlarından biridir. Bu yaklaşım, bireyin yalnızca fiziksel bütünlüğünün değil, zihinsel ve duygusal iyilik halinin de korunmaya değer olduğuna dair küresel bir uzlaşıya işaret eder. Uluslararası insan hakları çerçevesi, ruh sağlığını “yalnızca hastalık yokluğu” olarak değil; kişinin kendi potansiyelini gerçekleştirebilmesi, yaşamın stresleriyle başa çıkabilmesi ve topluma katkıda bulunabilmesi açısından merkezi bir gereklilik olarak tanımlar. Böylece ruh sağlığı, bireyin yaşam kalitesini belirleyen en temel unsurlardan biri hâline gelir.

Bu hak, devletler ve kurumlar için yalnızca bir sağlık hizmeti sağlama yükümlülüğü değildir; aynı zamanda ayrımcılığın önlenmesini, onurlu yaşam koşullarının garanti altına alınmasını ve bireyin kendi yaşamına dair kararlar alabilme özgürlüğünü destekleyen yapısal düzenlemeler gerektirir. Uluslararası kuruluşlar özellikle çocuklar, kadınlar, mülteciler, engelliler ve sosyoekonomik açıdan dezavantajlı grupların ruh sağlığı hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşılaştığını vurgulamaktadır. Bu durum, ruh sağlığını insan hakkı olarak konumlandırmanın neden hayati olduğunu açıkça ortaya koyar; çünkü hak niteliği kazanan her alan, devletlerin hesap verilebilirliğini güçlendirir ve hizmet sunumunda eşitlik ilkesini zorunlu kılar.

Ruh sağlığının insan hakkı olarak çerçevelendirilmesinin bir diğer önemli boyutu da zorla tedavi, izolasyon, damgalama ve kurum içi kötü muamele gibi hak ihlallerinin insan onuruyla bağdaşmadığının altının çizilmesidir. Modern yaklaşımlar, bireyin özerkliğine saygı gösteren, gereksiz ve zararlı müdahaleleri ortadan kaldıran, toplum temelli ve insan merkezli ruh sağlığı hizmetlerini savunur. Çünkü bir hak olarak ruh sağlığı, bireyin iradesini yok sayan uygulamalarla korunamaz; aksine, kişinin kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olduğu koşullarda mümkün olur.

Aynı zamanda, ruh sağlığı hakkı yalnızca klinik tedavilere erişimden ibaret değildir; güvenli barınma, ekonomik istikrar, sosyal destek, eğitim olanakları, şiddetten arınmış bir yaşam ve toplumsal kapsayıcılık gibi yaşamın temel belirleyicileri ile doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, ruh sağlığı hakkının korunması multidisipliner ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir. Devletlerin yükümlülükleri yalnızca sağlık sistemine yatırım yapmakla sınırlı değildir; toplumun her alanında eşitsizliği azaltan, ayrımcılığı önleyen ve bireylerin onurunu koruyan sosyal politikalar üretmek de bu hakkın ayrılmaz bir parçasıdır.

Sonuç olarak, ruh sağlığının bir insan hakkı olarak kabul edilmesi, bireyin yaşam değerini merkezine alan, insan onurunu güçlendiren ve toplumsal eşitliği destekleyen etik bir zorunluluktur. Bu bakış açısı hem politika yapıcılar hem de toplumlar için yeni bir sorumluluk doğurur: Her bireyin ruhsal iyilik haline erişiminin koşullara bağlı bir ayrıcalık değil, güvence altına alınmış bir hak olduğu bilinciyle hareket etmek.

Kaynakça 

United Nations. (2023). Mental health as a universal human right. United Nations Global Issues. 

UNICEF. (2023). Mental health is a human right. UNICEF East and Southern Africa. 

World Health Organization. (2023). Mental health: Promoting and protecting human rights. WHO Newsroom Q&A. 

Scroll to Top