Yazar: Senanur Boran Editör: Bahar Özbek
Psikolojik destek, yalnızca bireylerin kişisel iyilik hâlini değil, toplumun genel işleyişini doğrudan etkileyen temel bir sağlık hizmetidir. Buna rağmen, pek çok birey ekonomik, kültürel, yapısal ya da psikolojik engeller nedeniyle ruh sağlığı hizmetlerine erişememektedir. Bu erişim sorunu, çoğu zaman bireysel bir problem gibi algılansa da, etkileri toplumsal düzeyde ciddi ve kalıcı sorunların büyümesine yol açmaktadır.
Bu desteğe ulaşamamak, öncelikle ruhsal sorunların erken dönemde fark edilmesini ve müdahale edilmesini engeller. Erken müdahalenin mümkün olmadığı durumlarda kaygı bozuklukları, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu gibi rahatsızlıklar kronikleşebilmekte ve bireyin günlük yaşantısındaki işlevselliğini ciddi biçimde düşürmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, tedavi edilmeyen ruhsal bozukluklar bireyin yaşam kalitesini azaltmakla kalmamakta; iş gücü kaybı, üretkenlikte düşüş ve sağlık sistemine uzun vadede daha yüksek maliyetler olarak geri dönmektedir. Bu durum, ruh sağlığı hizmetlerine erişimin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır.
Psikolojik desteğe erişimin önündeki en önemli bireysel engellerden biri, toplumda hâlâ güçlü biçimde varlığını sürdüren damgalama ve yanlış inanışlardır. Birçok birey, psikolojik destek almayı “zayıflık”, “baş edememe” ya da “etiketlenme” ile ilişkilendirmekte; bu nedenle yardım arama davranışından kaçınmaktadır. Bu durum özellikle gençler, erkekler ve dezavantajlı gruplar arasında daha belirgin görülmektedir. Damgalama, yalnızca bireyin yardım almasını engellemekle kalmaz; aynı zamanda ruh sağlığı sorunlarının görünmez hale gelmesine ve toplumda bu sorunların hafife alınmasına neden olur. Yeterince ele alınmayan sorunlar ise zamanla daha büyük sosyal problemlere dönüşür.
Ruhsal destek alamayan bireylerin yaşadığı zorluklar, aile içi ilişkilerde de belirgin etkiler yaratır. Duygu düzenleme becerilerinin zayıflaması, öfke kontrolü sorunları, iletişim problemleri ve empati eksikliği, aile içi çatışmaları artırabilir. Özellikle ebeveynlerin ruhsal sorunlarının desteklenmediği durumlarda, çocukların psikososyal gelişimi olumsuz etkilenmekte ve bu da kuşaklar arası risk aktarımına yol açmaktadır. Araştırmalar, ruh sağlığı desteğinden yoksun büyüyen çocukların ilerleyen yaşlarda akademik başarısızlık, davranış problemleri ve ruhsal bozukluklar açısından daha yüksek risk taşıdığını göstermektedir.
Psikolojik desteğe erişim eksikliği, toplumsal eşitsizlikleri de derinleştiren bir faktördür. Düşük gelirli bireyler, kırsal bölgelerde yaşayanlar ve sosyal olarak dezavantajlı gruplar, ruh sağlığı hizmetlerine daha sınırlı ölçüde ulaşabilmektedir. Bu durum, ruh sağlığının bir ayrıcalık hâline gelmesine ve sağlık alanında adaletsizliğin artmasına neden olur. OECD ve benzeri uluslararası kuruluşların raporları, ruh sağlığı hizmetlerine erişimdeki eşitsizliklerin toplumda genel refah düzeyini düşürdüğünü ve sosyal uyumu zayıflattığını ortaya koymaktadır.
Toplumsal düzeyde ele alındığında, psikolojik destek eksikliği yalnızca bireysel acıların artmasına değil; aynı zamanda şiddet, madde kullanımı, sosyal izolasyon ve suç oranlarında artış gibi dolaylı sonuçlara da zemin hazırlayabilmektedir. Ruhsal sorunları fark edilmeyen ve desteklenmeyen bireyler, yaşadıkları sıkıntıları sağlıksız baş etme yollarıyla çözmeye çalışabilir. Bu durum, toplumda güven duygusunun zedelenmesine ve sosyal bağların zayıflamasına yol açar.
Sonuç olarak, psikolojik desteğe ulaşamamak bireysel bir eksiklik ya da kişisel bir tercih meselesi değildir. Aksine, toplumun genel sağlığını, sosyal ilişkilerini, ekonomik üretkenliğini ve gelecek kuşakların refahını etkileyen çok boyutlu bir sorundur. Ruh sağlığı hizmetlerinin erişilebilir, kapsayıcı ve damgalamadan uzak bir şekilde sunulması; yalnızca bireylerin değil, toplumun tamamının daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması için temel bir gerekliliktir. Psikolojik desteğin bir lüks değil, temel bir insan hakkı olarak ele alınması, toplumsal iyilik hâlinin güçlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır.
Kaynakça
Corrigan P. W. ve Watson, A. C. (2002). Ruhsal hastalığa yönelik damgalamanın bireyler üzerindeki etkisi. World Psychiatry, 1(1), 16–20.
Dünya Sağlık Örgütü (2022). Ruh sağlığı ve sağlığın sosyal belirleyicileri. Dünya Sağlık Örgütü Yayınları.
OECD (2021). Ruh sağlığı sistemleri için yeni bir ölçüt: Ruhsal bozuklukların sosyal ve ekonomik maliyetleriyle mücadele. OECD Yayınları.
Patel V. ve ark. (2018). Küresel ruh sağlığı ve sürdürülebilir kalkınma: Lancet Komisyonu. The Lancet, 392(10157), 1553–1598.
Türkiye Psikiyatri Derneği (2020). Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerine erişim ve toplumsal etkileri. Türkiye Psikiyatri Derneği Yayınları.
