Yazar: Senanur Boran Editör: Bahar Özbek
Modern çalışma yaşamı, bireylere ekonomik güvence ve sosyal statü sağlarken beraberinde yoğun psikolojik baskıları da getirmektedir. Artan rekabet, performans odaklı yönetim anlayışı, uzun çalışma saatleri ve güvencesiz istihdam koşulları, çalışanların ruh sağlığını giderek daha kırılgan hâle getirmektedir. Bu bağlamda iş hayatında sıkça karşılaşılan iki önemli olgu öne çıkmaktadır: tükenmişlik sendromu ve mobbing. Her iki durum da yalnızca bireysel bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal sonuçları olan ciddi birer ruh sağlığı problemidir.
Tükenmişlik sendromu, özellikle insanlarla yoğun etkileşim gerektiren mesleklerde çalışan bireylerde görülen duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarıda azalma ile karakterize edilen bir durumdur. Dünya Sağlık Örgütü, tükenmişliği bir meslek hastalığı olarak sınıflandırmasa da işle ilişkili kronik stresin başarılı şekilde yönetilememesi sonucu ortaya çıkan bir sendrom olarak tanımlamaktadır.
Araştırmalar; sağlık çalışanları, öğretmenler, akademisyenler, çağrı merkezi çalışanları ve sosyal hizmet uzmanları gibi meslek gruplarında tükenmişlik oranlarının oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Türkiye’de ve dünyada yapılan çalışmalar, çalışanların önemli bir kısmının orta ya da yüksek düzeyde tükenmişlik yaşadığını ortaya koymaktadır. Özellikle pandemi sonrası dönemde iş yükünün artması ve iş-özel yaşam dengesinin bozulması, tükenmişlik belirtilerini daha görünür hâle getirmiştir.
Tükenmişlik sendromu yalnızca psikolojik değil; fiziksel ve davranışsal belirtilerle de kendini göstermektedir. Sürekli yorgunluk, motivasyon kaybı, dikkat ve hafıza sorunları, uyku bozuklukları ve işe karşı isteksizlik bu belirtiler arasında yer almaktadır. Uzun vadede tükenmişlik, depresyon ve kaygı bozuklukları gibi daha ağır psikopatolojilere zemin hazırlayabilmektedir.
Mobbing, iş yerinde bir ya da birden fazla kişi tarafından, sistematik ve uzun süreli olarak uygulanan psikolojik yıldırma davranışlarını ifade etmektedir. Bu davranışlar; küçük düşürme, dışlama, aşırı eleştirme, görev tanımını belirsizleştirme, dedikodu yayma ve mesleki itibarı zedeleme gibi biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. Mobbingin ayırt edici özelliği, süreklilik göstermesi ve güç dengesizliği içermesidir.
Ulusal ve uluslararası veriler, çalışanların önemli bir bölümünün kariyerlerinin herhangi bir döneminde mobbinge maruz kaldığını göstermektedir. Türkiye’de yapılan araştırmalarda, kamu ve özel sektör çalışanları arasında mobbingin yaygın olduğu ancak çoğu zaman rapor edilmediği görülmektedir. Bunun temel nedenleri arasında işini kaybetme korkusu, hukuki süreçlerin belirsizliği ve kurumsal destek mekanizmalarının yetersizliği yer almaktadır.
Mobbingin ruh sağlığı üzerindeki etkileri oldukça yıkıcıdır. Uzun süre mobbinge maruz kalan bireylerde depresyon, anksiyete, travma sonrası stres belirtileri, özgüven kaybı ve somatik yakınmalar sıkça gözlenmektedir. Ayrıca mobbing, bireyin iş doyumunu azaltmakta ve örgütsel bağlılığı zayıflatmaktadır.
Tükenmişlik sendromu ve mobbing, çoğu zaman birbirini besleyen ve iç içe geçen süreçlerdir. Mobbinge maruz kalan çalışanların tükenmişlik yaşama olasılığı belirgin şekilde artmaktadır. Aynı şekilde, tükenmişlik yaşayan bireyler de iş yerinde daha savunmasız hâle gelerek mobbingin hedefi olabilmektedir. Bu döngü, hem bireysel iyilik hâlini hem de örgütsel işleyişi olumsuz etkilemektedir.
Kurumsal açıdan değerlendirildiğinde, bu iki olgunun yaygınlığı; iş gücü devri, verimlilik kaybı, devamsızlık ve sağlık harcamalarının artması gibi ciddi sonuçlara yol açmaktadır. Dolayısıyla tükenmişlik ve mobbing, yalnızca bireysel dayanıklılıkla çözülebilecek sorunlar değil; kurumsal politikalar ve yasal düzenlemelerle ele alınması gereken yapısal problemlerdir.
İş hayatında tükenmişlik ve mobbingin önlenmesi için çok boyutlu yaklaşımlar gereklidir. Kurumsal düzeyde, açık iletişim kanallarının oluşturulması, adil iş yükü dağılımı, net görev tanımları ve psikososyal risk değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Çalışanlara yönelik ruh sağlığı destek hizmetleri ve farkındalık eğitimleri de koruyucu bir rol oynamaktadır.
Bireysel düzeyde ise stresle baş etme becerilerinin geliştirilmesi, sınır koyabilme, sosyal destek ağlarının güçlendirilmesi ve gerektiğinde profesyonel yardım alma davranışının teşvik edilmesi önemlidir. Ancak bireysel çabaların tek başına yeterli olmayacağı, asıl sorumluluğun güvenli ve sağlıklı çalışma ortamları oluşturmakla yükümlü olan kurumlara ait olduğu unutulmamalıdır.
Günümüz iş yaşamında tükenmişlik ve mobbing, çalışanların psikolojik iyilik hâlini ciddi biçimde zedeleyen yaygın sorunlar hâline gelmiştir. Araştırmalar, bu durumun bireysel dayanıklılıktan çok, çalışma koşulları ve iş yeri kültürüyle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, ruh sağlığını odağına alan uygulamalar, sağlıklı bir iş yaşamının temel unsurlarından biri olarak görülmelidir.
Kaynakça
Dünya Sağlık Örgütü. (2019). Burn-out an occupational phenomenon.
Maslach, C., ve Leiter, M. P. (2016). Burnout. Wiley.
Leymann, H. (1996). The content and development of mobbing at work. European Journal of Work and Organizational Psychology.
Einarsen, S., Hoel, H., Zapf, D., ve Cooper, C. L. (2011). Bullying and harassment in the workplace. CRC Press.
Schaufeli, W. B., Leiter, M. P., ve Maslach, C. (2009). Burnout: 35 years of research. Career Development International.
Tınaz, P. (2011). İşyerinde psikolojik taciz (mobbing). Beta Yayınları.
