Terapi Sürecinde Aktarımla Karşılaşmak: Sorun mu Fırsat mı?

Terapide aktarımın ortaya çıkması, çoğu zaman “sorun” değil; çalışılabilecek büyük bir fırsattır. Danışanın geçmiş ilişki örüntülerini, çocukluk deneyimlerini ve temel inançlarını şu anda, terapistle kurduğu ilişkide yeniden canlandırması anlamına gelir. Bunu fark etmek danışanın ilişkisel şemalarını, kendilik algısını ve baş etme biçimlerini “canlı yayında” gözlemlemeyi mümkün kılar.

Aktarım ortaya çıktığında ilk adım genelde fark etmek ve adlandırmaktır. Terapist önce kendi içinde “şu an bana karşı gösterdiği tepki, bugüne mi ait, yoksa daha eski bir hikâyenin tekrarı mı?” diye sorgular. Sonra bunu danışanla nazik, meraklı ve yargısız bir dille paylaşabilir. Burada amaç, “sen bana aktarım yapıyorsun” diyerek etiketlemek değil; birlikte merak etmek ve anlam inşa etmektir.

Süreçte işe yarayabilecek bazı soru türleri şunlardır,

“Şu an bana karşı ne hissediyorsun, biraz tarif edebilir misin?”

“Bu his, bedeninde kendini nasıl gösteriyor?”

“Bu duyguyu daha önce kimlerle yaşadıklarına, ne zamanlara benzetiyorsun?”

“Hayatında birine benziyor muyum; ses tonum, tarzım, otorite figürü olma hâlim…?”

“Genelde önemli kişilerle yakınlaştığında da benzer şeyler olur mu?”

“Birine güvendiğinde çoğunlukla sonra ne olur, ne yaşamaya alışıksın?”

“Sence bugün burada aramızda olanlar, terapinin gidişatını nasıl etkiliyor?”

“Bunu birlikte fark etmemiz, senin için nasıl bir his? Rahatlatıcı mı, yoksa ürkütücü mü?”

Aktarım üzerinde çalışmak, danışanın otomatik ilişki tepkilerini daha görünür kılar. Bu sayede “herkes beni terk eder”, “otorite figürleri beni küçümser”, “yakınlaşırsam incinirim” gibi temel inançlar terapötik ilişki içinde sınanabilir ve yeniden anlamlandırılabilir. Terapist, hem empatik bir tanıklık sunar hem de bu örüntüleri nazikçe işaret ederek danışanın yeni deneyimler yaşamasını sağlar: örneğin, öfkelendiğinde terk edilmemek, hata yaptığında aşağılanmamak, sınır koyduğunda ilişkiyi kaybetmemek gibi.

Sonuç olarak aktarım, doğru çalışıldığında sadece “geçmişin gölgesi” değil; aynı zamanda yeni bir bağlanma, güven ve öz-düzenleme deneyimi için güçlü bir araçtır. Burada kilit nokta, terapistin meraklı, yargısız, düzenleyici ve ilişkisel bir tutumla bu deneyimi taşıyabilmesidir.

Yazan: Berra Duru

Kaynaklar:

  • Gelso, C. J., & Hayes, J. A. (2007). Countertransference and the therapist’s inner experience: Perils and possibilities. Mahwah, NJ: Erlbaum.
  • Lemma, A. (2003). Introduction to the Practice of Psychoanalytic Psychotherapy. Wiley.
  • McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic Diagnosis: Understanding Personality Structure in the Clinical Process (2nd ed.). Guilford Press.
  • Safran, J. D., & Muran, J. C. (2000). Negotiating the therapeutic alliance. Guilford Press.
Scroll to Top